Lemma Akademi
DUYGU SERİSİ

LGS öğrencisinin duyguları: yetersizlik, deneme sonrası çöküş, erteleme ve öfke

LGS döneminde görülebilen duygusal alanları birlikte düşünmek için bir başlangıç noktası.

Muhammed Erin — Matematik Öğretmeni · Son güncelleme

LGS döneminde kaygı, öz yeterlik, öz düzenleme, tutum ve sınav kaygısı aynı kavram değildir. Kaynaklardaki çalışmalar, bu alanları grup düzeyinde farklı biçimlerde inceler. Bu nedenle veli için başlangıç, tek bir belirtiye isim koymak değil, çocuğun söylediğini, çalışma düzenini ve dersle ilişkisini birlikte görmektir.

Birlikte bakılacak alanlar hangileridir?

Bu rehber, öz yeterlik, matematik kaygısı, öz düzenleme, başarıyla ilişkili kaygı bulguları, tutum ve sınav kaygısını ayrı alanlar olarak ele alır. Aynı çocukta bu alanların hepsinin bulunduğu ya da aynı yönde değiştiği varsayılamaz. Bölümler, bu alanlar arasındaki ayrımı görünür kılar.

Rehberde ele alınan alanlar
İncelenen alanİlgili bölüm veya araştırma alanı
Öz yeterlikÇocuğunuz "Ben yapamıyorum" dediğinde ne oluyor?
Matematik kaygısıMatematik kaygısı
Öz düzenlemeErteleme ve Suçluluk Döngüsü
Kaygı ve başarı ilişkisiDeneme Sonrası Çöküş
TutumLGS döneminde çocuğumun öfkesi ve derse direnci neden artıyor?
Sınav kaygısıSınav kaygısı ile matematik kaygısı aynı şey mi?

Kaynak: her bölümde belirtilen araştırmalar; çalışma ve ölçüm sınırları ilgili bölümde açıklanır.

İlişki bulgusu neden tek sebep anlamına gelmez?

Kaynaklarda kaygı, öz düzenleme ve başarı için ilişki veya yordama sonuçları vardır. Bu sonuçlar araştırmadaki değişkenlerin birlikte ele alındığını gösterir. Kesitsel ya da grup düzeyindeki sonuçlardan bir çocuğun not değişiminin yalnız kaygıdan veya yalnız çalışma düzeninden kaynaklandığı sonucu çıkarılamaz.

Kaynak: Kandal ve Baş, Tablo 4-5, s. 35; Mert ve Baş, Şekil 3, s. 743; Üredi ve Üredi, Tablo 1-2, s. 255-256.

Derste ne görüyorum

LGS aslında çok geliştiren bir süreçtir. Bir çok duyguyu içinde barındırır ve öğrenciyi duygularını kontrol etme noktasında geliştirir. Bir soruyu çözememekle özgüvenin kaybolmaması, bir soru çözüldü diye uçmamayı gösterir ve öğretir. Zihin her zaman kaygı ve belirsizlikle insanı yorar ve buna direnebilme gücü aslında başarımızı belirler. Bu yüzden günün sonuna göre karar vermek yerine sürece odaklanmalı, güvenmeli ve netice ne olursa olsun devam etmelisiniz.

— Muhammed Erin

Ne yazık ki ülkemizde çocuklar benzer yetişiyor, benzer yetiştiği için çocuklarımızın sorduğu sorular da aynı oluyor: "Ben yapamıyorum", "Ne kadar çalışsam da olmuyor.", "Zaten sınavda zor soruyor." Bu iş tamamen özgüven meselesi. Küçükken bir futbol takımının altyapısında oynarken şöyle bir olaya denk geldim: 7-8 yaşlarında ayağına hakim yeni bir çocuk geldi takıma ve antrenör çocuğu beğendi. Sonrasında antrenman maçında gitti ve ondan 1-2 yaş büyük çocuklara, "Top onun ayağına geldiğinde belli etmeden gitmesine ve gol atmasına izin verin, şu an özgüven kazanması gerekiyor." Bu yaklaşım tamamıyla matematik için de geçerli. Matematikte seviyenize göre adım adım başlamalısınız, birden çok zor kaynaklara yönelmemelisiniz. Adım adım önce kolay bir kaynak, sonra biraz daha zor sonra biraz daha zor... Süreç içerisinde bir konunun üstünden zaman geçtikçe unutulur. Bununla savaşmak yerine kabullenmeli ve buna göre zaman içinde çözeceğiniz tekrar testlerini de önceden çözülecek zaman ile birlikte belirlemelisiniz. Matematik kümülatif bir bilim. Eğer bir konuyu anlamazsanız bile devam edin çünkü sonraki konularda muhakkak anlamadığınız konular sorularda karşınıza çıkacak ve tekrar tekrar bunların üzerine düşünüp soruları çözmek ve çözümleri dinlemek sizleri çok geliştirecek ve anlamadığınız bir konuyu çok daha yapabilir bir hale getirecektir. Bu yüzden buradan çıkarılacak en önemli ders: Devam edin ve sürece güvenin...

— Muhammed Erin

Bu aslında bir nimet, sadece öğrenciler ve aileler bunun farkında değil. Öğrencilerin daha fazla deneme çözmeye yönlendirilmesi ve daha fazla yanlış yapması sağlanmalıdır ve bu yanlışlar üzerine zaman harcanmalıdır. Eğer bu yanlışları yapmazsanız LGS'ye ne kadar hazır olduğunuzu bilemezsiniz, bu yanlışları sınavda yapmak yerine sınav öncesi denemelerde yapmak ve bunları düzeltmek için zamanın olması büyük bir nimet çünkü sınavda yapılsa bu yanlışlar tekrardan düzeltilemez. Bu yüzden kötü bir denemenin aslında ne kadar geliştirici olduğunun farkına varın ve öğrencinin daha fazla deneme çözmesini ve daha fazla yanlış yapmasını sağlayın.

— Muhammed Erin

Her yaşta insanın yerine getirmesi gereken sorumlulukları var ve her yaşta insan sorumluluklarını erteliyor. Bence öğrencilerin sorumluluklarının karşısında bir seçenekleri olmaması gerekiyor. Yani ders çalışacak bir öğrenci "Oyunda şu bölümü de yapıp çalışmaya başlayayım." cümlesinde dersten önceki oyun süreci, ders öncesi bir süreç değil sorumluluklarını yerine getirdikten sonra kazanılmış bir süreç olarak verilmeli. Başta kesinlikle buna alışmaları çok zor ve bu çok normal. Bu davranışın oturması öğrencilerin sonraki yaşlarındaki sorumluluk bilincine de doğrudan etki edecektir. Artık hiçbir şeyi ertelemiyorum çünkü öncesinde yapacağım şeyi sorumluluğumu yerine getirdikten sonra bunu hakkettim diyerek gönül rahatlığıyla yapabiliyorum. Bunun tam tersi durumlarda ise vicdanen çok rahatsız oluyorum kendime karşı. Bu öğrencinin döngü sonucu girdiği suçluluk duygusunun da önüne geçecektir.

— Muhammed Erin

Çünkü yapamayacağını görüyor. Sürekli okula gitmek, çalışmak ve günün sonucunda bir konu da başarısız olmak yıpratıcı bir süreçtir. Biz çocuklarımızı sürekli olarak başarısızlığı kötü bir şey ve asla düşülmemesi gereken bir durum olarak gösteriyoruz ama bir düşünün: şu ana kadar başarılı olduğunuz bir konuda başarılı olmadan önce kaç kez başarısız oldunuz, hiç gerçekten ilk seferde başardığınız bir konu oldu mu? Açıkçası ben her başarıma başarısızlıklarımın sonunda ulaştım. Öğrencinin başarısızlığı kötü bir şey görmemesi başarıya giden yolda gerekli olduğunu bilmesi gerekir. Öğrenciler ve Aileler günün sonundaki başarısızlığı sürecin başarısı için gerekli olduğunu anlamalı ve sürece odaklanması gerekir. En basitiyle merdivenler bir yüksekliğe çıkmamızı sağlar ve eğer bir anda o yükseklik için zıplamaya kalkarsak muhtemelen başarısız oluruz veya süreç daha sancılı olur. Ama basamaklar, temelin sağlam olduğunu, düştüğümüzde tekrardan devam edebileceğimizi ve her bir basamak ilerlemenin hedefe yaklaştığını gösterir. Lemma Akademi olarak oluşturduğumuz Lemma basamaklarında buradan ilham aldık.

Çocuklar normal olarak soyut ve belirsiz bir şeyi anlayamazlar ve anlayamadıkları şeyi de sevmeleri de zor olur. Sevmedikleri şeylerden kaçmaları, ertelemeleri çok doğal ve bu konuda bence onları anlamak gerekiyor. Bu yüzden konuların olabildiğince günlük hayata uyarlanması, oyunlarla öğretim ve pekiştirmenin yapılması, dikkatlerini çekecek etkinliklerin düzenlenmesi ile derse olan ilgilerini arttırmaya teşvik etmeliyiz biz öğretmenler olarak. Bu beraberinde öğrencinin derslere harcayacağı eforu ver başarıyı da beraberinde getirecektir. Bu yüzden onları önce yargılamak yerine sorunlarını anlayalım ve onları kazanmaya çalışalım.

— Muhammed Erin

“Ben yapamıyorum”: yetersizlik hissi

Adal & Yavuz (2017) n=464 öğrenciyle TEK bir ortaokulda ölçüm yaptı. Tek bir okuldan gelen bulgular il geneline genellenemez. Sayfada "fark var" diyen her cümle bu sınırla okunmalıdır.

"Matematiği yapamıyorum" hissi hangi sınıf düzeyinde en yoğun?

Ortaokul öğrencilerinin matematik öz-yeterlik algısı sınıf düzeyiyle birlikte düşer. 5. sınıfta ortalama 44,48 iken 6. sınıfta 43,49'a, 7. sınıfta 41,34'e, 8. sınıfta 37,18'e geriler. Fark anlamlıdır (F(3-460)=31,622, p<0,05). Düşüş kademeli ve kesintisizdir. Ancak bu ölçüm tek bir okuldaki 464 öğrenciyle yapılmıştır; il geneline genellenemez. 8. sınıftaki düşüş hem LGS baskısının hem de matematik konularının soyutlaşmasının bir yansıması olabilir, ama bu kesitsel veriyle nedensellik kurulamaz.

Kaynak: Adal & Yavuz (2017), Tablo 11, s.29 · n=464, tek okul, İstanbul
Sınıf düzeyiÖz-yeterlik ortalaması (x̄)
5. sınıf (n=108)44,48
6. sınıf (n=151)43,49
7. sınıf (n=99)41,34
8. sınıf (n=106)37,18

Adal, A. A. & Yavuz, İ. (2017), Tablo 11, s.29 · International Journal of Field Education, 3(1), 20-41. Erişim: dergipark.org.tr/tr/pub/ijofe/article/334329

"Yapabilirim" inancı matematik başarısını önceden haber verir mi?

Üredi ve Üredi (2005) 515 sekizinci sınıf öğrencisiyle yürüttüğü çalışmada öz-yeterlik inancının matematik başarısını tek başına pozitif yönde yordadığını gösterdi. Öz-yeterlik, başarıdaki değişimin %15,3'ünü açıklıyor (R²=0,153; std β=0,391). Başka bir deyişle çocuğun "yapabilirim" inancı yalnızca iyi hissettiren bir duygu değil; başarının bir bölümünü gerçekten taşıyan bir değişkendir. Ancak bu veri sosyo-ekonomik düzeyi orta üç devlet okulundan toplandı; genelleme sınırlıdır.

Velinin derse ilgi göstermesi çocuğun hissini değiştirir mi?

Öğrencilerin "matematik dersine ilgili miyim, ilgisiz miyim?" beyanları ile öz-yeterlik puanları arasında fark var. İlgili olduğunu söyleyenler 42,99 puan alırken, ilgisiz olduğunu söyleyenler 37,92 puan aldı (t(462)=7,313, p<0,05). Farkın büyüklüğü dikkat çekicidir. Ancak burada ölçülen veli ilgisi değil, öğrencinin kendi beyanıdır; üstelik ilgi/ilgisizlik tek bir maddeyle ölçülmüştür. Bulgu çocuğun derse kendini ait hissetmesinin öz-yeterlikle ilişkili olduğunu gösterir; velinin tutumuyla dolaylı yoldan ilgili bir sonuçtur.

Ailenin ekonomik durumu ile "yapamıyorum" hissi arasında ilişki var mı?

Adal ve Yavuz (2017) çalışmasında sosyo-ekonomik düzey ile öz-yeterlik arasında anlamlı fark bulunamadı (F(2-461)=0,677, p=0,50). Alt, orta ve üst sosyo-ekonomik gruptaki öğrencilerin öz-yeterlik puanları birbirinden farklı değildi. Ailenin gelir düzeyi çocuğun "yapabilirim" inancını belirleyen bir değişken değildir; en azından bu çalışmada. Yetersizlik hissi her gelir grubundan çocuğun yaşayabileceği bir duygu olarak görünüyor.

Kursa giden çocuklarla gitmeyenler arasında "yapabilirim" hissi farkı var mı?

Matematik kursuna katılan öğrencilerin öz-yeterlik puanları (42,82), katılmayanlarınkinden (40,94) yüksektir (t(462)=3,075, p<0,05). Ancak bu kesitsel bir ölçümdür: kursa katılmak daha yüksek öz-yeterliğe neden olmuş olabilir, ama tam tersi de mümkün olabilir; öz-yeterliği yüksek öğrenciler kursa gitmeye daha istekli olabilir. Nedensellik kurulamaz. Aynı çalışmada kurs katılımının kaygı düzeyinde anlamlı fark üretmediği de not düşülür. Yani kursa gitmek kaygıyı azaltmıyor; öz-yeterlikte küçük bir fark var.

Bu bölümün sınırı: Bölüm iki çalışmaya dayanır. Adal & Yavuz (2017) İstanbul Esenler'de tek bir ortaokulda analize alınan 464 öğrenciyle, Üredi & Üredi (2005) Kadıköy'de üç devlet okulundaki 515 öğrenciyle çalıştı. Genelleme yapılamaz. Tam liste ve yöntem: metodoloji.

Deneme sonrası çöküş

Buradaki bulgular altı ayrı çalışmadan geliyor; bazıları tek okuldan, küçük örneklemli veya kesitsel tasarımla yürütülmüş. Her çocuk aynı tepkiyi vermez. Bu sayfa tanı koymaz; literatürde hangi örüntülerin ölçüldüğünü gösterir.

Düşük deneme sonucu ve matematik kaygısı — aralarındaki bağ ölçüldü mü?

Deneme sonrası çocuğun moralinin bozulması, matematiğe karşı özgüveninin sarsılması yaygın bir gözlem. Peki bu gözlem, ölçülebilir bir ilişkiyle destekleniyor mu?

Üç bağımsız çalışma bu soruya aynı yönde cevap verdi. Kandal ve Baş (2021), 124 öğrenci üzerinde matematik kaygısı ile matematik başarısı arasında r=-.639 düzeyinde ters yönlü bir ilişki buldu. Yılmaz ve Bindak (2016), çoklu regresyon modeli kurduklarında matematik kaygısının standartize yordama katsayısını Beta=-.49 olarak raporladı; modeldeki en güçlü yordayıcıydı (çalışmanın örneklemi 649 öğrenci). Mert ve Baş (2019) ise kaygının karne notundaki değişimin yaklaşık %8,5'ini açıkladığını gösterdi.

Kaynak: Kandal & Baş (2021) Tablo 4, s. 35; Yılmaz & Bindak (2016) Tablo 4, s. 38; Mert & Baş (2019) Şekil 3, s. 743.
ÇalışmaÖrneklem (n)Ölçülen değer
Kandal & Baş (2021)124r=-.639, p=.000
Yılmaz & Bindak (2016)649Beta=-.49, t=13,21, p<.01
Mert & Baş (2019)1.352Açıklanan varyans %8,5

Üç çalışma de farklı örneklem, farklı il ve farklı ölçme araçlarıyla aynı yöne işaret ediyor. Ancak üçünün de kesitsel tasarım olduğunu unutmamak gerekir; ilişkiden nedensellik çıkmaz.

Yön belirsiz: kaygı mı notu düşürüyor, not mu kaygıyı büyütüyor?

Bu sorunun cevabı nettir: bilmiyoruz. Yukarıdaki çalışmaların tümü kesitsel tasarımla yürütüldü; yani kaygı ve başarı aynı anda ölçüldü. Hangisinin önce geldiğini, yani kaygının notu mu düşürdüğü yoksa düşük notun mu kaygıyı büyüttüğü, yalnızca boylamsal (zaman içinde tekrarlanan) ölçümlerle belirlenebilir.

Mert ve Baş'ın (2019) regresyon modelinde anlamlılık durumu açıkça belirtilmedi (p değeri basılmadı). Yılmaz ve Bindak (2016) 16 değişkenli bir model kurdu ve kaygının en güçlü yordayıcı olduğunu gösterdi; ancak "yordama" fiili regresyon yorumudur, nedensellik iddiası olarak alınamaz.

Bu sınır, sayfanın geri kalanındaki tüm bulgular için geçerlidir. İlişki var, ama yönü belirsiz. Okulda iyi yapıp denemede düşük performans gösteren öğrencilerde bu döngü özellikle görünür hale gelir.

Başarısı yüksek öğrencinin kaygısı gerçekten daha mı düşük?

Mert ve Baş (2019), 1.352 öğrenciyi matematik karne notlarına göre üç başarı kümesine ayırdı ve her birinin kaygı ortalamasını ölçtü. Sonuçlar:

Kaynak: Mert & Baş (2019), Tablo 2, s. 739 ve Tablo 4, s. 740. Başarı ölçütü: 2015-2016 II. dönem matematik karne notu (0-100). Kaygı ölçeği: 14 madde, 5'li Likert (14-70 aralığı).
Başarı kümesinKayıgı ortalaması (x̄)
Yüksek (x̄=90,15)71827,77
Orta (x̄=62,17)46736,13
Düşük (x̄=15,69)16735,25

Yüksek başarı kümesinin kaygısı belirgin biçimde düşük. Ancak ilginç bir ayrıntı var: orta ve düşük başarı kümesi neredeyse aynı kaygı puanını gösterdi (36,13 ve 35,25). Araştırmacılar bu iki kümeyi istatistiksel olarak aynı alt grupta birleştirdi (p=.567). Yani kaygı ile not arasındaki ilişki doğrusal değil; yüksek başarıda kaygı düşük, ama orta ve düşük başarıda kaygı birbirine benzer düzeyde.

Not düştükçe derse bakışı da mı soğuyor?

Kaygı yalnızca "kötü hissetme" değil; tutum ve motivasyonla da ilişkili. Deneme sonrası çocuğun derse ilgisi azalıyorsa, bu yalnızca duygusal bir tepki değil, ölçülebilir bir örüntü olabilir.

Dört çalışma tutum ve motivasyonun notla birlikte değiştiğini gösterdi:

  • Tuncer ve Yılmaz (2016): 225 öğrencide karne notuna göre üç grup kurulduğunda tutum ortalaması düşük not grubunda 3,14, orta grupta 3,65, yüksek not grubunda 4,19 ölçüldü (5'li Likert; F(2-222)=27,350, p=.000). Üç ikili fark da anlamlı.
  • Kara ve Özkaya (2022): 252 öğrencide matematiğe yönelik tutum ile başarı arasında r=.324 (p<.05), matematik motivasyonu ile başarı arasında r=.454 (p<.05) ilişki bulundu.
  • Kandal ve Baş (2021): 124 öğrencide tutum ile başarı arasında r=.673 (p=.000); bu çalışmada tutum-başarı ilişkisi, kaygı-başarı ilişkisinden (r=-.639) mutlak değer olarak benzer büyüklükte.
  • Deniz ve Çıtdır (2020): 1.077 öğrencide not aralığı yükseldikçe tutum ortalaması (sıra ortalaması olarak) arttı (Kruskal-Wallis H=329,614, p<.01).

Bu bulgular birlikte okunduğunda: düşük not grubunda tutum ve motivasyon da düşük ölçülüyor. Kaygı ise ters yönde ilişkili; kaygı arttıkça not düşüyor. Deneme sonrası "moral bozukluğu" dediğimiz şey, bu değişkenlerin birlikte hareket ettiği bir örüntü olabilir.

Tuncer & Yılmaz (2016) Tablo 6, s. 56; Kara & Özkaya (2022) Tablo 3, s. 41 ve Tablo 2, s. 41; Kandal & Baş (2021) Tablo 4, s. 35; Deniz & Çıtdır (2020) Tablo 11, s. 307. Detaylı yöntem: metodoloji sayfası.

Notu düştü ama kaygısı artmıyor — bu mümkün mü?

Evet, mümkün. Tuncer ve Yılmaz'ın (2016) aynı çalışmasında hem tutum hem kaygı notuna göre ölçüldü. Tutumda not arttıkça belirgin fark varken (yukarıdaki bölüm), kaygıda durum farklıydı:

Karne notuna göre üç grup kurulduğunda kaygı ortalamaları: 2,83 → 2,43 → 1,99 (5'li Likert). Ortalamalar düşüş eğilimi gösteriyor; notu yüksek olanın kaygısı daha düşük. Ancak Kruskal-Wallis testi farkı anlamlı bulmadı (H=3,520, p>.05).

Bu, ilk bakışta çelişkili görünebilir: ortalamalar düşüyor ama test "fark yok" diyor. Bunun nedeni, örneklem büyüklüğünün (n=225) ve grup içi değişkenliğin bu ortalama farkını istatistiksel olarak güvenilir kılmaya yetmemesi olabilir. Kaynağın kendi metni "not arttıkça kaygı azalıyor" dese de, aynı sayfadaki test sonucu bunu doğrulamıyor.

Bu bulgu önemli bir uyarıdır: her çalışmada kaygı ile not arasında anlamlı fark veya ilişki çıkmayabilir. İlişki gerçek olsa bile, her ölçümde aynı güçte görünmeyebilir.

Bu bölümün sınırı: Bölüm altı çalışmaya dayanır (Kandal & Baş, Yılmaz & Bindak, Mert & Baş, Tuncer & Yılmaz, Kara & Özkaya, Deniz & Çıtdır). Hepsi kesitsel tasarımdır; nedensellik yönü belirlenemez. Tam liste ve yöntem: metodoloji sayfası.

Erteleme ve suçluluk döngüsü

Bu sayfadaki 10 kaydın hiçbiri suçluluk duygusunu doğrudan ölçmüyor. Ölçülen yapılar: öz düzenleme, öğrenme stratejileri ve matematik kaygısı. Başlıktaki "suçluluk döngüsü", erteleme ile kaygının birlikte anıldığı yaygın ifadenin taşınmasıdır; suçluluğun sıklığı ya da şiddeti raporlanmaz. Bulgular üç araştırmadan geliyor (ikisi tek ortaokuldan, biri üç devlet okulundan); öğrencinin bu döngüyü yaşadığı anlamına gelmez.

Kaygı ve erteleme nasıl birbirini besliyor?

Ders çalışma davranışını sürekli öteleyen çocuğun matematik kaygısının daha yüksek olup olmadığı, duygu düzeni ile erteleme arasındaki ilişkinin yönünü gösteren en somut göstergedir. Kandal ve Baş'ın (2021) bir devlet okulundaki 124 öğrenciyle yürüttüğü çalışmada, öz-düzenleyici öğrenme stratejileri ile matematik kaygısı arasında ters yönlü ve yüksek düzeyde bir ilişki ölçülmüş (Pearson korelasyonu: r=-,807; p<,000). Aynı çalışmada kaygı ile matematik başarısı da ters yönlü (r=-,639 tek başına), tutum ile başarı ise aynı yönlü (r=,673 tek başına) çıkmış.

Üç ilişkinin katsayıları da yüksek; ancak korelasyon nedensellik söylemez. Yüksek kaygı ertelemeyi mi besliyor, yoksa sürekli erteleme kaygıyı mı yükseltiyor? Bu veri yönü ayırt edemez. Üstelik bulgular tek bir ortaokuldan geliyor; seçilmiş ve sınırlı bir örneklem.

Kandal & Baş (2021), International Journal of Educational Studies in Mathematics. Tablo 4, s. 35.

Öğrenciler hangi stratejiyi neden en az kullanıyor?

Erteleme döngüsünün duygusal yanını anlamak için öğrencilerin beş öğrenme stratejisinden hangisine daha az başvurduğuna bakmak gerekir. Arslan, Güler ve Gürbüz'ün (2017) 189 ortaokul öğrencisiyle yürüttüğü çalışmada, Öğrenme Stratejileri Ölçeği'nin (Güven, 2008) beş alt boyutu karşılaştırılmış: en düşük kullanım duyuşsal stratejide ölçülmüş (x̄=1,94/5), en yüksek kullanım örgütlenmede (x̄=2,82). Anlamayı izleme (x̄=2,29), anlamlandırma (x̄=2,28) ve yineleme (x̄=2,20) arada kalmış.

Duyuşsal strateji; duyguyu tanıma, duyguyla baş etme, motivasyonu sürdürme gibi becerileri kapsar. Bu alt boyuttaki düşük puan, öğrencinin duygusal yanı yönetme konusunda sınıfta en çok eksiği olan alan olduğunu gösteriyor. Ancak bulgu tek bir ortaokuldan geliyor; alt boyutlar arası fark testi yapılmamış; farkın istatistiksel olarak anlamlı olup olmadığı raporlanmamış.

Arslan, Güler & Gürbüz (2017), Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi. Tablo 7, s. 130.

Üç araştırmanın kısa künyesi (veri yalnız bu çalışmalardan alınmıştır).
KaynaknÖlçekBulgu tipi
Arslan, Güler & Gürbüz (2017)189Öğrenme Stratejileri Ölçeği (5 alt boyut, 5'li Likert) + Matematik Kaygısı-Endişesi ÖlçeğiDüzey + ilişki
Kandal & Baş (2021)124Öz-Düzenleyici Öğrenme Stratejileri Ölçeği (40 madde, 8 alt boyut)İlişki + fark + yordama
Üredi & Üredi (2005)515Öğrenmeye İlişkin Motivasyonel Stratejiler Ölçeği (44 madde, 7'li)Yordama

Temsili örnekleme · Arslan ve ark. ile Kandal & Baş tek ortaokuldan, Üredi & Üredi üç devlet okulundan; örneklemler ulusal temsil taşımaz.

Kaygılı çocuk dersini daha mı çok planlıyor?

Aynı Arslan, Güler ve Gürbüz (2017) çalışmasında matematik kaygısı ile beş öğrenme stratejisinin tümü arasında aynı yönlü ve anlamlı ilişki bulunmuş. Spearman rho katsayıları: anlamayı izleme r=,574, anlamlandırma r=,563, duyuşsal r=,402, yineleme r=,374, örgütlenme r=,253; hepsi p<,05 (n=189). Yani kaygı puanı yükseldikçe strateji puanı da yükselmiş görünüyor.

Burada bir yorum sınırı var: makale, strateji ölçeğinin puanlama yönünü açıklamıyor. Yüksek puan "çok kullanım" mı yoksa "az kullanım" mı? Bu bilinmeden, "kaygılı çocuk daha çok planlıyor" ya da tam tersi bir okuma yapılamaz. Ölçeğin yönü bilinmediği için bu ilişkiden sonuç çıkarılamaz. Bulguyu düz okumak, ölçeğin yönünü varsaymak olur; bu da yanlıştır.

Arslan, Güler & Gürbüz (2017), Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi. Tablo 17, s. 136.

Başarıyı asıl belirleyen ne?

Kandal ve Baş (2021) stepwise regresyon analizinde dört değişkeni (öz-düzenleyici stratejiler, matematiğe yönelik tutum, matematik kaygısı, üstbilişsel farkındalık) matematik başarısını yordamak üzere teste sokmuş. Sonuç: modele yalnız öz-düzenleyici stratejiler girmiş (std beta=,800; t=14,723; F(1-122)=216,760; p<,001). Tutum, kaygı ve üstbiliş modele girmemiş.

Bu sonuç, kaygının başarısızlıkla ilişkisi olmadığı anlamına gelmez. Kaygı tek başına başarıyla güçlü ilişkili (r=-,639). Ancak öz düzenleme, tutum ve kaygı birbirine yüksek ilişkili olduğunda (eş doğrusallık), model en açıklayıcı değişkeni (öz düzenlemeyi) seçiyor ve diğerlerini dışarıda bırakıyor. Başka deyişle, erteleme döngüsünde başarıyı yordayan asıl değişken çocuğun kaygısı değil, çalışmasını kendi yönetip yönetemediğidir. Bu bulgu, "kaygıyı düşürürsem net artar" anlayışının tek başına yeterli olmadığını gösteriyor.

Kandal & Baş (2021), International Journal of Educational Studies in Mathematics. Tablo 5, s. 35.

Erteleme döngüsü yaşla ağırlaşır mı?

Ebeveynlerin sık sorduğu sorulardan biri: çocuk büyüdükçe erteleme alışkanlığı daha mı ağır bir döngüye dönüşüyor? Kandal ve Baş (2021) sınıf düzeyine (5, 6, 7, 8) göre öz-düzenleyici strateji puanlarını karşılaştırmış. Sonuç: anlamlı fark yok (F(3-120)=1,019; p=,387). Ortalamalar 5. sınıftan 8. sınıfa doğru düşer görünse de (x̄=129,5 → x̄=116,6) bu eğilim istatistiksel olarak anlamlı çıkmamış.

Yazarlar sonucu açıkça "eğilim olarak sunulmaması gereken bulgu" diye raporlamış. Başka deyişle; bu çalışma, erteleme döngüsünün sınıf düzeyiyle birlikte ağırlaştığı ya da hafiflediği iddiasını desteklemiyor. Bulgular tek bir devlet okulunun 5-8. sınıf öğrencilerinden geliyor; yaşla birlikte döngünün değiştiğine dair genelleme yapılamaz.

Kandal & Baş (2021), International Journal of Educational Studies in Mathematics. Tablo 2 ve 3, s. 34.

Bu bölümün sınırı: Bölüm üç araştırmaya dayanır (toplam 828 öğrenci: Arslan ve ark. 189, Kandal & Baş 124, Üredi & Üredi 515). Üçünün verisi de Maarif Modeli öncesinde toplanmıştır; kazanım adlandırmaları bugünkü programdan farklı olabilir. Örneklemler tek ortaokuldan veya üç devlet okulundan geldiği için çocuğunuzda aynı örüntünün görüleceği anlamına gelmez. Tam kaynak defteri ve yöntem: yöntem sayfası.

Öfke ve direnç

Bu bölüm ortaokul matematiğine ilişkin beş yayımlanmış çalışmaya dayanır (Tuncer & Yılmaz, Deniz & Çıtdır, Kara & Özkaya, Kandal & Baş, Taşdemir). Tek bir çalışmanın sonucu çocuğunuz için genelleme değildir; bulgular örneklem sınırları içinde geçerlidir. Çocuğunuzun öfkesinin kaynağı bu bulgularla örtüşmeyebilir, tanı koyan değil, literatürün karşılıklarını sunan bir sayfadır.

Neden 8. sınıfta direnç büyüyor?

Tutum ölçeği ortalamaları iki bağımsız çalışmada aynı yönü gösteriyor: 6. sınıftan 8. sınıfa doğru matematiğe yönelik tutum düşüyor (Tuncer ve Yılmaz, 2016, n=225: 4,40'tan 3,25'e, p=,000; Deniz ve Çıtdır, 2020, n=1080: 5. sınıf en olumlu, 8. sınıf en olumsuz, p<,01). Bu değişim çocuğun 8. sınıfta matematiğe daha fazla yabancılaşmasıyla örtüşüyor.

Direnç birden ortaya çıkmaz; sınıf düzeyiyle birlikte kademeli büyür. 5. sınıfta 'seviyorum' diyen çocuk 8. sınıfta dersin adını duyunca kapı çarpıyorsa, bu tek bir dönemin değil, üç yıllık birikmiş bir örüntünün sonucudur.

Matematiğe yönelik tutumla ilgili yayımlanmış örnekler
DeğişkenSonuçÇalışma
Sınıf düzeyi (tutum)6.sf → 8.sf anlamlı düşüşTuncer & Yılmaz, 2016 (n=225)
Sınıf düzeyi (tutum)5.sf → 8.sf anlamlı düşüşDeniz & Çıtdır, 2020 (n=1080)
Cinsiyet (tutum)Fark YOK — 4 bağımsız çalışmaTuncer 2016; Kara 2022; Kandal 2021; Deniz 2020
Matematik sevme beyanı (kaygı)Sevmediğini söyleyende kaygı yüksekTaşdemir, 2015 (n=280)
Öğretmenini sevme (tutum)Sevenlerde tutum daha olumluDeniz & Çıtdır, 2020 (n=1080)
Okul dışı takviye (tutum)Fark YOKDeniz & Çıtdır, 2020 (n=1080)
Okul kursu / etüt (tutum)Katılanlarda tutum olumluDeniz & Çıtdır, 2020 (n=1080)

Tuncer & Yılmaz (2016) Tablo 2, s. 52-53; Deniz & Çıtdır (2020) Tablo 6, s. 302; Taşdemir (2015) Tablo 6-7, s. 8.

Derse karşı öfkenin altında ne var?

'Nefret ediyorum' cümlesi tek başına tutumu değil, kaygı düzeyini de yansıtabilir. İki bağımsız ölçüm bunu doğruluyor: matematiği sevmediğini söyleyenlerde kaygı ortalaması sevenlerden yüksek çıkıyor (Taşdemir, 2015, n=280: 2,99'a karşı 1,82; Tuncer ve Yılmaz, 2016, n=225). 'Sevmiyorum' beyanının altında kaygı olabilir; ayırt etmek için çocuğun matematikle karşılaştığında bedensel tepkilerine (terleme, uyku bozukluğu, kaçınma) bakmak gerekir.

Öfke ve kaçınma, çoğu zaman kaygının davranışa dönüşmüş halidir. Çocuk 'sevmiyorum' derken 'korkuyorum, başarısız olacağım' demek istiyor olabilir.

Taşdemir (2015) Tablo 6-7, s. 8; Tuncer & Yılmaz (2016) Tablo 3, s. 53-54.

Çatışmayı kim yönetecek — veli mi öğretmen mi?

Çatışmanın çoğu velinin hem anne hem denetçi rolünü aynı anda taşımak zorunda kalmasından doğar. Takibin veliden alınıp öğretmene aktarılması, çocuğa 'senin yanındayım, denetleyeni başkası' mesajı verir. LGS döneminde veli hem evin hem dersin otoritesi olmaya çalışırsa çatışma kaçınılmazdır.

Ölçülmüş bir karşılığı var: öğretmenini seven öğrencilerin tutumu daha olumlu, kaygısı düşük yönde ölçülüyor (Deniz ve Çıtdır, 2020, n=1080, p<,01). Bu bir ilişki ölçümüdür; takibin öğretmene geçmesinin çatışmayı azalttığı ölçülmemiştir. Buradan sonrası bizim editoryal önerimizdir: takip öğretmene geçtiğinde veli anne veya baba rolüne geri dönebilir. Öfke, çocuğun 'beni rahat bıraksınlar' isteğinin görünür karşılığıdır.

Deniz & Çıtdır (2020) Tablo 13, s. 309.

Destek tutumu değiştirir mi?

Okul dışı takviye dersi alanlarla almayanların tutumu arasında anlamlı fark bulunmamış (Deniz ve Çıtdır, 2020, n=1080, p=,40). Okul içindeki kurs veya etüde katılanlarda ise tutum daha olumlu, kaygı daha düşük ölçülmüş (aynı veri seti, p=,02). Destek biçimi tek başına tutumu değiştirmiyor; önemli olan desteğin çocuğun ihtiyaç duyduğu anda, okul içinde ve öğretmenle uyumlu olması.

Takviye dersi, çocuğun direncini kırmak için tek başına yeterli değil; öğretmenin tutumu ve sınıf içi deneyim daha belirleyici.

Deniz & Çıtdır (2020) Tablo 9, s. 305; Tablo 10, s. 306.

Derse direnç erkek çocuğa özgü bir durum mu, kız ve erkek arasında fark var mı?

Dört bağımsız çalışmada tutum cinsiyete göre anlamlı farklılaşmamış (Tuncer ve Yılmaz, 2016, n=225; Kara ve Özkaya, 2022, n=252; Kandal ve Baş, 2021, n=124; Deniz ve Çıtdır, 2020, n=1080). Öfke ve direnç 'erkek çocuğu işi' değildir; kız ve erkek öğrencilerin matematiğe yönelik tutumunda anlamlı fark yok. Çocuğunuzun cinsiyeti, direncin düzeyini tek başına açıklamaz.

Anne baba eğitim düzeyi çocuğun derse direncini etkiler mi?

Bulgular birbiriyle çelişiyor. Küçük bir çalışmada (n=225, Elazığ) anne ve baba eğitimine göre tutum farkı anlamlı çıkmamış (Tuncer ve Yılmaz, 2016); daha geniş bir çalışmada (anne eğitimi n=1075, baba eğitimi n=1073) ise anne ve baba eğitimi yükseldikçe tutum daha olumlu, kaygı düşük yönde ölçülmüş (Deniz ve Çıtdır, 2020). Aile eğitim düzeyi tek başına belirleyici değil; örneklem ve bağlam farkı sonucu değiştiriyor.

Bu bölümün sınırı: Bulgular, tutum ve kaygı üzerine yayımlanmış beş çalışmadan (2015–2022) derlenmiştir; örneklemler ortaokul öğrencilerinden (5–8. sınıf) oluşur. Bulgular, velinin evde gözlemlediği davranışın literatürde belgelenmiş karşılıklarıdır; tek bir çalışmanın bulgusu sayfada genellenmez. Tam liste ve kodlama: metodoloji sayfası.

Görüşme

30 dakika ücretsiz deneme dersiyle başlayalım.

Zaman kaybetmeyelim, hemen 30 dakikalık ücretsiz deneme dersinde öğrencinin düzeyine göre sorular çözelim; ilk gözlemlerimizi ve önerdiğimiz çalışma yönünü paylaşalım. Deneme dersinin kapsamı, koşulları ve kimler için uygun olduğu: ana sayfadaki ayrıntılı açıklama.

Öğrenci şu an 8. sınıfta mı?
Şu anda nasıl çalışıyor?
En çok hangi cümleyi duyuyorsunuz?
Ders için uygun saat aralığı
Bizi nereden duydunuz? (isteğe bağlı)

Butona basınca cevaplarınız hazır bir mesaj olarak WhatsApp'ta açılır; göndermeden hiçbir yere iletilmez.

Sık sorulan sorular

Kaygı, öz yeterlik, öz düzenleme, tutum ve sınav kaygısı aynı şey değildir. Kaynaklarda bu alanlar farklı ölçekler ve farklı bulgularla incelenir. Bu nedenle velinin tek bir davranıştan kesin sonuç çıkarması yerine, çocuğun ne söylediğini, çalışma düzenini ve dersle ilişkisini birlikte gözlemlemesi daha temkinli bir başlangıç olur. Bu sayfa alanları ayırır, tanı koymaz.

Hayır. “Yapamıyorum” sözü öz yeterlik algısıyla ilişkili olabilir, erteleme ise çalışma düzeni ve öz düzenleme ile ilgili ayrı bir gözlem olabilir. Kaynaklarda bu yapılar ayrı ölçülmüştür. Birinin diğerini zorunlu olarak açıkladığı söylenemez. Velinin bu iki işareti aynı etiket altında toplamak yerine, ne zaman ve hangi ders bağlamında ortaya çıktıklarını ayrı ayrı not etmesi daha güvenlidir.

Hayır. Kaynaklarda kaygı, öz düzenleme ve başarı arasında ilişki ya da yordama bulguları vardır, fakat bu bulgular tek bir çocukta değişimin sırasını göstermez. Not değişimi, çalışma düzeni ve duygusal zorlanma aynı dönemde görülebilir. Bu yüzden “önce hangisi oldu” ya da “tek sebep budur” hükmü yerine, her alanı ayrı gözlem olarak ele almak gerekir.

Hayır. Bu sayfadaki kayıtlar grup çalışmalarındaki düzey, fark, ilişki, yordama, nitel bulgu ve ölçme aracı sonuçlarını toplar. Bir grupta bulunan ilişki, tek bir çocuk için teşhis anlamına gelmez. Araştırmalar hangi alanların birlikte düşünülmeye değer olduğunu gösterebilir. Çocuğun yaşadığı duruma dair kesin karar için yalnız bu kayıtlar yeterli değildir.

Hayır. Kaynaklarda başarı, kaygı, öz düzenleme ve tutum farklı ilişkilerle ele alınır. Bu, not bilgisinin değersiz olduğu anlamına gelmez, yalnız başına yeterli açıklama olmadığı anlamına gelir. Not düşüşüyle birlikte çocuğun çalışma düzeni, söylediği güçlükler ve derse yönelik tutumu da ayrı ayrı ele alınmalıdır. Araştırma bulguları ilişki gösterir, tek neden ya da kesin yön göstermez.

Kaynaklar

  1. Adal, A. A. & Yavuz, İ. (2017). Ortaokul öğrencilerinin matematik öz yeterlik algıları ile matematik kaygı düzeyleri arasındaki ilişki. International Journal of Field Education, 3(1), 20-41. Erişim: https://dergipark.org.tr/tr/pub/ijofe/article/334329
  2. Arslan, Ç., Güler, H. K. & Gürbüz, M. Ç. (2017). Ortaokul öğrencilerinin matematik kaygı düzeyleri ile öğrenme stratejileri arasındaki ilişki. Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 42, 123-142. doi:10.21764/efd.32954 (https://doi.org/10.21764/efd.32954)
  3. Deniz, L. & Çıtdır, N. (2020). Ortaokul öğrencilerinin matematiğe yönelik tutumlarının incelenmesi. Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi (AUJEF), 4(3), 294-322. doi:10.34056/aujef.704071 (https://doi.org/10.34056/aujef.704071)
  4. Kandal, R. & Baş, F. (2021). Ortaokul öğrencilerinin üstbilişsel farkındalık, öz-düzenleyici öğrenme stratejileri, matematiğe yönelik kaygı ve tutum düzeylerinin matematik başarısını yordama durumu. International Journal of Educational Studies in Mathematics, 8(1), 27-43. doi:10.17278/ijesim.834851 (https://doi.org/10.17278/ijesim.834851)
  5. Kara, Y. & Özkaya, A. (2022). Ortaokul öğrencilerinin matematik motivasyonları, tutumları ve başarıları arasındaki ilişkinin incelenmesi. International Journal of Educational Studies in Mathematics, 9(1), 33-48. doi:10.17278/ijesim.1032457 (https://doi.org/10.17278/ijesim.1032457)
  6. Mert, M. & Baş, F. (2019). Ortaokul öğrencilerinin matematiğe yönelik kaygı, üstbilişsel farkındalık düzeyleri ve ilgili değişkenlerin matematik başarılarındaki etkisi. Türk Bilgisayar ve Matematik Eğitimi Dergisi, 10(3), 732-756. doi:10.16949/turkbilmat.508347 (https://doi.org/10.16949/turkbilmat.508347)
  7. Taşdemir, C. (2015). Ortaokul öğrencilerinin matematik kaygı düzeylerinin incelenmesi. Batman Üniversitesi Yaşam Bilimleri Dergisi, 5(1), 1-12. Erişim: https://dergipark.org.tr/tr/pub/buyasambid/article/320727
  8. Tuncer, M. & Yılmaz, Ö. (2016). Ortaokul öğrencilerinin matematik dersine yönelik tutum ve kaygılarına ilişkin görüşlerinin değerlendirilmesi. Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 13(2), 47-64. Erişim: https://dergipark.org.tr/tr/pub/ksusbd/issue/24103/255834
  9. Üredi, I. & Üredi, L. (2005). İlköğretim 8. sınıf öğrencilerinin öz-düzenleme stratejileri ve motivasyonel inançlarının matematik başarısını yordama gücü. Mersin Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 1(2), 250-260. Erişim: https://dergipark.org.tr/en/pub/mersinefd/article/181765
  10. Yılmaz, H. R. & Bindak, R. (2016). Ortaokul öğrencilerinde matematik başarısının matematik kaygısı, sınav kaygısı ve bazı demografik değişkenlerle ilişkisinin incelenmesi. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 3(2), 30-42. Erişim: https://dergipark.org.tr/en/pub/muefd/article/478486

Bu sayfa grup araştırmalarındaki bulguları bir araya getirir. Çocuğunuz için tanı, kesin neden veya sonuç vaadi sunmaz.